VELİYULLAH, HALİLULLAH

Muhabbetullah: Allah sevgisiyle yoğrulanlar bu sevgiyi iliklerine kadar hissederler. Aşkullah ile sermest olanlar, o gözle etrafına bakıp O’na ait olan her şeye muhabbet duyalar. O’nu hatırlatan her şeye tutkun, O’na aşık olanlara da onun için aşık olurlar. Aşkın ateşinde pişip yoğrulan canlar içinde cananı bulan canlar. Kelebekler gibi ateşin kaynağından çıkan kıvılcımlar etrafında devran eden dervişler.
Aşkın helezonik nurunun arşa ulaşan kıblesinde saf tutarak saflaşan sofiler. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizden hâsıl olacağı muhabbetin zirvesini, O’nun lisanından raviler şöyle nakleder:
“Bütün Cennet ehlinin gıpta edeceği makamlar vardır.
Ashab: Bunlar şehidler midir ya Rasulullah?
Rasulullah (s.a.v.) hayır der. Peki, bunlar Peygamberler mi dir? Efendimizyine“hayır”der. Rasulullah(s.a.v.): “Bunlar birbirlerini sırf Allah için sevenlerdir.”buyurur. Arşın gölgesinde barınacak olan yedi sınıf insandan bir zümre de Allah için birbirini seven ve bir araya gelen muhabbet erleri değil midir.?
Peygamber Efendimizin müjdelediği ve âcizane buna istinaden diyorum ve iddia ediyorum ki bu cemaat bu sınıf insanlardandır. Çünkü birbirlerini sırf Allah için seviyorlar.
Şahsım adına yemin ederek diyebilirim ki. Allah için sizleri seviyorum. Bunu sık sık kendimde ve iç âlemimde test ediyorum… Sorguluyorum..
İnişli çıkışlı devreler geçirse de sevgimi fîsebilillâh olduğunu müşahede ediyorum. Sevgime karşılık aldığıma da seviniyorum. Karşılığı sevgi olmayanlar için de üzülüyorum.
Sevgi halkasından kopma ihtimaline karşı çok endişeleniyorum.. İçim sızlayarak sebebinin “ben” olmamak için payıma düşen “ben” liğimi vermeye hazırım. Suçluluk duyguları içinde başı öne eğik, sevgini gereği merhamet dilencisi olabilmeyi çok isterim.
Sevgiye bir örnek:
Bir gün, İmam-ı âzam (k.s.) Bağdat’ta camide namaz kıldıktan sonra yanına bir kişi gelir. “Ya imam ben Ravza-i Mutahharadan geliyorum. Resulullah (s.a.v.) efendimiz beni sana göndererek, “git ona selamımı söyle” dedi. İmam hemen hırkasını çıkarıp o zata verdi. O şahıs aynı şeyi bir daha tekrarlayınca kemerini çıkarıp verdi. Arkasından onları takip eden biri gelip İmam-ı âzam’a: “ Ya imam o kâziptir-yalancının biridir, sizin hassasiyetinizi istismar etti.” deyince, İmam-ı âzam- evet kardeşim, sözün yalanına bunları verdim. Gerçeğine ise ruhumu veririm.” Buyurdu.
Hiç şüphesiz Allah’a yakın olana yakın olmak dolayısıyla Allah’a yakınlıktır. Sevgilinin sevdikleri yani onun yanında sevgili olanlar sevgiliye de sevgili olur. Allah’ın sevdikleri tarafından sevilen Allah nezdinde de sevilir, sevgilinin bereketi onu Allah’ın sevgili kulları derecesine yükseltir. (el Bürhânnü’lMüeyyedSh 42)
قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ
وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
(Habîbim) de ki: «Eğer Allahı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. Çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.(Âli-İmrân:31)
ALLAH’IN DOSTLUĞUNU KAZANMA (VELİYULLAH, HALİLULLAH)
Bizim bütün gayemiz Allah’ın dostluğunu kazanmak olmalı. Kulluk ya cenneti kazanmak veya cehennemden korunmak için genelde yapılıyor.Gerçi bunlar sebep olarak hoş görülebilir.Hatta Cenab-ı Hakk insanının fıtratı sebebiyle bunları nazara veriyor. Fakat asıl kulluk sırf Allah rızası için yapılandır.
Yunus’un dediği gibi;
“Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene versen anı,
Bana seni gerek seni”
Bir Allah dostunun tespiti de şöyle; ”Kulların bir kısmı efendisinden ücretini bekleyen işçi gibi, bir kısmı da azarlanma ve kırbaçlanma korkusuyla hizmet eden köle gibidir Fakat..Allah’ın rızasını kazanmak isteyen yok gibi”
Bediüzzaman’ın “Ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu ümmetin, kulların kurtuluşunu görmek için cehennem alevleri içinde yanmaya razıyım” demesi dostluğun remzini ifade ediyor. Dostumun eserlerinin heba olmasına gönlüm razı değil demektir. Hz.Ebu.Ebu Bekir (r.a.)’da “Yarabbi vücudumu o kadar büyüt ki; cehennemi kaplasın da benden başka senin kullarına yer kalmasın” Dostluğun cesaretine bakın..
Ahmed-er Rufai Hazretleri de:
“Ya Rabbi vücudumu gökyüzüne tavan yap insanlara gelecek belalara kalkan olsun” buyurmuştur. Yaradan’a o kadar yakınlar ki adeta onun merhametini dillendiriyorlar. Sen razı olda, gök üzerime gelse, yer yutuverse ne gam, değil mi ki sen razısın, dosttan gelen cefa sefadır.
“Gelse celalinden cefa
yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa,
lütfunda hoş kahrında hoş..”
Yaradan için her şeye dil beste, onun sanatına hayranlık. Çirkin görünenlerde bile bir güzellik, narın da hoş nurun da hoş dedirten bir diğergâmlık hâkimdir gerçek dostlarda.
Halilullah (Allah’ın dostu)unvanı Hz. İbrahim’indir. O dost ki; ateşe atılmak üzere mancınığa konduğunda Hz. Cibril yetişir; “Ya İbrahim seni kurtarmaya geldim” dediğinde Hz. İbrahim müthiş bir tevekkülle;
حَسْبِىَ اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظٖيمِ
«Bana Allah yeter. Ondan başka hiçbir İlâh yok. Ben ancak Ona güvenip dayandım. O, büyük arşın sahibidir».(Tevbe:129)
Dostun ne dediği önemli deyip teslim olmuş. Hiç Allah dostunu zayi eder mi?. Ve Allah-u Teâla ateşe emir verir:
قُلْنَا يَا نَارُ كُونى بَرْدًا وَسَلَامًا عَلى اِبْرهيم
Biz de dedik: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selâmet ol”.” (Embiya 69 )
Bu emir üzerine ateş berd-i selam oluyor.
Evet bizler bu kapının kıtmirleriyiz inşallah sadakat ve teslimiyetle dostluğumuzu izhar edebilirsek asla mahzun ve mükedder olunmayacaktır. Allah (c.c)’ın v’adi bu doğrultudaki Yunus sûresnin 62. Ayetinde:
اَلَا اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ
Haberiniz olsun ki Allah’ın veli (kul) ları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
Bütün bunları biliyoruz da maalesef bu dostluğun taliplisinin çok az olduğunu görüyoruz.
Ahmed-er Rufai Hazretleri; “Allah’a vuslat için denemediğim yol- yöntem kalmadı, bir çok kapıya müracaat ettim bütün kapıların önü dolu, baktım bir kapının önü bomboş oraya müracaat ettim hemen vasıl oldum. O kapı tevazu, zül, inkisar, yokluk kapısı. Sadık bir niyet ve mücahede ile sünneti nebevi ile amel eden dervişlerin ahlakıyla ahlaklanmaktan daha sevimli, daha açık ve daha muteber bir yol görmedim” buyuruyor. (el.rhânnü’lMüeyyedSh 120)
Ahmed-er Rufai Hazretleri. Sadakatın sonucunda müjdeyi veriyor.
“Rabbim bana fazl ihsanından hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve asrımız insanlarından hiçbirinin hayal edemeyeceği lütuflarda bulundu.” Peygamber Efendimiz (s.a.v) bana şarkta ve garptaki müridlerimi, muhiplerimi, müntesiplerimi,zürriyetimi ve halifelerimi kıyamete kadar keremiyle vuslata erdireceğini, kıyamette de herkesin çaresiz kaldığı zamanda ellerinden tutup kurtaracağını vaad etti. Ruhen bey’atımız bu suretle cereyan etti. Allah vaadinden caymaz.
Nebî ve Resullerin vahiy ve perde arkasından Hak Teala ile mukalemesinden başka hiçbirinin Allah-u zülcelâl ile konuşması vaki değildir. Ancak Cenab-ı hak, evliyasının ve sevdiklerinin kalbine rüya yoluyla veya peygamberimiz vasıtasıyla veya ilham tarikiyle vaadi ilahisini duyurabilir.
Bu Şerit-ı-garra-i Ahmediyye’ye muhalif bir husus değildir. Allah Teâlafazlu ihsanını dilediğine verir.“( el Bürhânnü’lMüeyyedSh 120)
Ne mutlu bu müjdeye mahzar olana.. Ne mutlu Allah ve Resûlü’nün sevgisine, iltifatına va’dine hak kazanan Seyyid Ahmed-el Rufaî Hazretlerinin müridi olabilene..Cenab-ı Hakk bizleri sevdiklerimizden ayırmasın.! Dostlarının dostluğuna lâyık kılsın. Amin.
Pîrimiz Seyyididmiz Ahmed-er Rufaî (k.s.); yüksek tevazu ve hoşgörüsüne rağmen ard niyetli olan ve ihanet edenleri de şiddetle uyarıyor:
“Allah-u Teâla bizi Peygamberine naib ve varis olarak hak davetçiler kılmıştır. Bu yüzden bize tabi olanlar selamet bulur. Bizim vasıtamızla Cenab-ı hakk’a teslim olanlar, Dünya ve ahret ehl-i ganimet olur.”
“Hak söz söylenecektir. Biz öyle bir ailenin fertleriyiz ki, bizim zararımıza çalışanlar zarar görür. Bize havlayan köpek, uyuz olur. Bizi dövmeye kalkışan dövülür. Bizim duvarımızdan yüksek duvar yapmaya kalkanların duvarı yıkılır.”( el Bürhânnü’lMüeyyedSh 120)
Kur’an-ı Kerim’de:
اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ
Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez. (el Hacc:38)
Allah (c.c). el A’rafsûresinin 196. Âyetinde buyuruyor ki:
اِنَّ وَلِيِّـیَ اللّٰهُ الَّذٖى نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحٖينَ
Çünkü benim Velîm (sahibim, dostum ve işlerimi düzene koyup yürütenim) O kitabı indirendir ve O, hep iyi kullarına yakınlık kurup dostluk eder.
Allah’ın dostluğu devam eder, Allah bu dostluk sebebiyle Veli kullarının işlerini veonlara sığınan, onlardan yardım isteyenlerin işlerini yönetir. Bu yönetim hayatlarında ve mematlarında cari olduğu gibi, onlar bilseler de bilmeseler de vakidir.
Nitekim insan merhameti gereği uykuda iken açılanı örter ve bundan hiç bahsetmez. Bir fakire iyilik eder de hiç kimseye haber vermez.. Elbette merhameti sonsuz ve keremi sınırsız olan Allah (c.c.), veli kuluna bildirmeden yardım eder. Ummadığı yerden ona rızk verir. İnayet-i ilâhiyesi ile onu her türlü sıkıntı ve belalardan korur. Kazasının gereği olan takdiratını yine bir başka kaderiyle defeder. Bütün bunlar kulun kendisinden değil, tenezzülat-ı ilahiyedir.
Bize doğru yolu irşad ile tarikatı öğreten, kitap ve sünnetteki derin manaları açıklayan Allah ve resulüne (sav.) karşı edebin hikmetini öğreten sufiye tabakası ile arkadaş olan kişi şekavetten emin demektir. Allah’a iman eden resulünün şanından haberdar olanları sever ve onlara tabi olur.