Üstadın Huzurunda

Mürid kendisini tahta oturmuş bir hükümdarın önündeki dilenci gibi düşünür. Kalbini de keşkül (dilenci çanağı) gibi düşünerek onu hükümdarın önüne koyup bağışlayacağı şeyi bekler. Üstad hazır bulunduğundan burada hayal etmek gerekmez ve hayali rabıta yapılmaz. Mürid’de şuhud ( olağan dışı görüntüler), mahviyet ( kendini yok bilme), kalp sızlanması gibi şeyler olur ve korkmazsa bu hallerin artmasını ister.

Fakat korku olursa rabıtayı bırakır. Eğer kendisinde herhangi bir hal belirmezse mürit üstadından yardım istemeyi en büyük kazanç bilir. Çünkü aciz ve cimri değildir. Fakat her şey Allah-u Teala’nin (c.c) ezeldeki ilmine göre belirli bir zamanda olur, daha önce açığa bakmaz.
Ayrıca nefsinin iyi işlerinden ve olgunluğundan Allah’a (c.c) sığınmalıdır. Allah’ın ezelde kendisi hakkında iyilik ve yardımının olduğunu; yüce hedef ve amaçların O’nun bağışlanmasıyla gerçekleşebileceğini bilmelidir. Her türlü kemalatı (olgunluğu) O’ndan istemelidir.

Mürid yeteneğine güvenmemeli; yalnızca Allah’ın iyilik ve cömertliğini kendisi için yeterli görmeli ve üstadının yardımını dileyerek kesinlikle kendisiyle Allah-u Teâlâ(c.c) arasında aracı olduğuna inanır.

Bu düşünce onun nefsini tembellik ve ümitsizlikten kurtarır.

 

II – Üstadın Bulunmadığı Yerde :

 

1) Vird dersi yapılırken rabıta :

Vird dersine başlamadan önce dersin hoş geçmesi, gönül rahatlığıyla yapılması ve mürşidinin orada hazır bulunması dilenir. Böylece onun yardımıyla kalp huzuru elde edilir. Virdin sonunda duası okunurken isimleri geçen tarikat büyüklerinin ruhaniyetleri hazırdır. Her biri kendine uygun muhabbet ( sevgi), marifet ( Allah’ı (c.c) bilme), dünyayı terk etme, sabır, sıkıntılara katlanma gibi kıymetli armağanlarla birlikte gelirler. Bu armağanların dağıtılması mürşid ders yapılmasına aracı olduğundan onun eliyle olur. Vird yapılması müritlerin yararı içindir ve onlar da bu armağanları ancak üstadlarından isterler.

2) Şekli ve manevi rabıta :

a)Şeklî Rabıta :

Müridin şeyhini gözünde canlandırarak düşünmesidir. Sanki üstad karşısından oturmuş, yüzü ayın ondördü gibi nur saçar. Oradan çıkan ışıklar müridin kalbine gelir, sonra da tüm bedenine yayılır. Şekli rabıtanın diğer bir çeşidi de müridin mürşidini tüm bedenini saran nurdan bir giysi gibi düşünmesidir. ) Bu giysiden yayılan ışığın kalbine, diğer latifelerine ve sonra tüm bedenine yayıldığını düşünür.

Bu tür rabıta, rabıtadan feyz alan kişilere verilir. Yine bu rabıta vesveselerine saldırısı arttığında, kalbin sıkıntı ve hayrete düştüğü anlarda ve üstadın müridin gözünde heybetinin kaybolduğu durumlarda yararlıdır.

Bu rabıta şeyhin müride geçmesi ve birleşmesiyle olur. Bu durumda mürit kendisini zarf olduğunu, şeyhinin de içine girdiğini düşünür.

Bu şekilde mürid çoğu zaman hiçlikte olur; kendi yerine mürşidini görür, ondan fani (yok) olur ve onunla birleşir.

Şöyle ki; birleşme ve yok olma ancak muhabbet (sevgi) ve mahviyet’in ( kendini yok bilme) en son derecesinde gerçekleşir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir