Tasavvuf’ta Fenafişşeyh Makamı

Mürşid-i kâmile bağlanan talip, şeyhini çok sever ve ona derinden muhabbet eder. ‘Allah’ın dostuna söz verdim’ diye ihsan üzere yaşayıp, zikir ile meşgul olur. Şeyhinin şeklini, suretini düşünüp zikir yapmaya başladığında veya rabıta yaparken, şeyhinin suretini kalbinde algılarken, başlangıçta sanki televizyon ekranındaki karlama gibi algılar. Sonra görüntü netleşerek, şeyhini görmeye başlar.

Fena;

müridin Allah’a kavuşma yolunda geçmesi gereken menzillerden birisidir. Mana olarak, kulun kendi varlığını görmekten sıyrılma halidir. Bundan gaye; parlak bir imana sahip bulunmak, nefsin çirkin vasıflarını güzel vasıflara tebdil edip değiştirmek sureti ile Yüce Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaktır.
İşte bu kâmil vasfa erişmek için, evvela bu yolda kılavuz hükmünde olan üstadın ahlakıyla ahlaklanmanın; seyr-i sülûk yapmaya kabiliyetli olan salikler için, birinci adım niteliği arz ettiğini bu yolun büyükleri vurgulamışlardır.

“Bu itibarla Hakk’a aşina olan talip, kendisine bir mürşid-i kâmil bulmalı ve ona intisap edip bağlanmalıdır. Bu bağlılıktan sonra ancak kendisine mürid denilir.”

Mürid, şeyhini çok sevmelidir.

Mürid; amel ve ahlak noktasında şeyhini örnek edindikçe, seyr-i sülûka elverişli hale gelir. Müridseyr-i sülûka başlayabilmek için, şeyhini çok sevip her şeyden önce, kendisine ulaşan feyiz ve tecellilerin O’nun vasıtası ile ulaştığını kabullenmelidir. Hatta bu konuda Hanefi fakihleri buyururlar ki:

“Bir kimse, eğer üstadına başka birisini tercih ederse, İslam’ın en sağlam kulpunu koparmış olur”.

Bu bakımdan, üstadın varlığı akıllı bir mürid için hayata canlılık veren su misalidir.
Bu zamanda şeyh dervişi sever, derviş de şeyhini severse, aralarında muhabbet güneşi doğar. Bu muhabbet güneşinden de “Nur-u Muhammedi” doğar. İşte dervişi maksada ulaştıracak olan budur, buyururdu. Şu halde şeyhe muhabbet, maksada götüren büyük bir amildir!
Salik, üstadının verdiği vazifeyi yaparken gönül gözünün frekansı açılarak, şuhud âleminde üstadının ruhaniyetini görmeye başlar.
Bu görüntü net bir şekil aldıktan sonra, artık şeyh ile manevi birliktelik elde edilmeye başlanır. Bu hal, günlük yaşantısında da müride sık sık vaki olur.
Nitekim bu, Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra)’ın: “Ya Rasulullah! Her nereye baksam Sizi görüyorum” dediği kıvama gelindiğini gösterir.

İşte bu gibi hallere Tasavvuf’ta “Şeyhte Fani Olma” denilir. Mürid bu hali ile şeyhinde fani oluyor. Bu durumda olan dervişe, üstadı tarafından uygun olan bir esma verilir.

Her nereye gitse ve her nereye baksa, orada üstadını müşahede eder. Bu defa gayr-i ihtiyari olarak bir edep, müridi içten içe kuşatıverir de, her an üstadı ile beraber bulunuyor gibi hareket eder. Beşeri ilişkilerindeki değişiklik bundandır. Bu durumda salik, yaşadığı hali üstadına anlatmalıdır. Eğer bu konuda tecrübesi olmayan kimselere halini anlatacak olursa, iyi değil.
Fenafişşeyh makamında olan bir müride, tevhid mertebelerine ulaşmasına yardımcı olması için, üstadı tarafından ilahi isimlerden “Hay” isminde devamlı olması telkin edilir. Bu makamın zirvesine ulaştıkça, yaşadığı hallere göre, her nefeste okuyacağı zikirlerde zaman zaman değişiklik olur ki her menzilde okunacak Esma-i İlahiyye farklı farklıdır. Salik bu makamı “Hakk” ismi celili ile tamamlar. Asırlardır kendilerinden “Evliyaullah” diye bahsedilen zâtlar, Fena mertebelerini bahsedilen şekilde aşmışlar ve durumlarını da kendi üslupları ile dile getirmişlerdir.
Bu bahtiyarlardan birisi de Yunus Emre Hazretleridir. Şeyhinde fani oluşunu ifade eden şiirinin bir beytinde der ki:

Açıldı Sır babı Şeyhim yüzünden
Can sefalar buldu tatlı sözünden
Masiva tozunu gönül gözünden
Tevhid ile sildik elhamdülillah

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir