TARİKATI TERK ETMENİN SONUÇLARI ?

Mürşid hekim gibi olduğundan onun verdiği reçete uygulanmalıdır. Reçete uygulandığı halde hastalık tedavi edilmeyince nasıl bir başka doktora başvurmak gayet tabii ise, manevi reçetesi uygulanan ve sonuç alınamayan bir tabîb-i mürşidi bırakıp diğerine geçmek caizdir. Ancak ayran gönüllü davranıp bir ona bir buna koşmak ve hele hele tavsiyelerini tutmadan “feyz alamadım, istifâde edemedim” demek ve şeyh değiştirmeğe kalkışmak uygun olmaz. Bu tür sözler insanın kendi kendini kandırması olur.
Kur’an ve sünnete sımsıkı sarılan bir mümin, bir mürşide bağlı olsun veya olmasın elbette iyi bir noktadadır. Çünkü amaç Kur’an ve sünnetin istediği bir insan ve sâlih bir mümin olmaktır. Mürşide bağlanmaktan maksad da budur. Yoksa mürşide bağlanmak Kur’an ve sünnetin üstünde birşey değildir. Ancak burada şu hususu göz önünde bulundurmak gerekmektedir: Acaba insan Kur’an ve sünnete bağlı yaşıyorum derken,bunu gerçekten becerebiliyor mu, yoksa kendi kendini mi kandırıyor? Çünkü nefs insana çoğu zaman böyle tuzaklar kurar, yanlışlarını hoş, eksiklerini tam gösterir. İnsan içinde bulunduğu olayları ve durumları objektif olarak değerlendiremez. Böyle olunca da hep kendinden yana yontar. Ama böyle bir mürşid-i kâmilin yanında bulunan kimse onun tecrübelerinden yararlanmak durumundadır. Mürşid ona, nefsinin kendisine kuracağı tuzakları gösterir.
Böylece daha çabuk mesafe alır. Mürşide bağlanmak istemeyen kimse, önce kendisine bu duyguların nereden geldiğini anlamaya çalışmalıdır. Eğer bunlar intisâb edilecek bir şeyh bulamadığı için ise bunun da şeyhlerin eksikliğinden mi keiendisinden mi olduğuna bakmalıdır. Ama her şeye rağmen benim gönlüm buna ısınmadı diyen ve kitap sünnete bağlı kalmaya azmettiğini söyleyen kişi, kendisini olaylara ve dünya gailesine salıvermemelidir.
Çünkü insanın en çok ayağının kaydığı nokta, meşru olmayan şeylerin zaman içinde tabii hale gelip insanın yüreğini pörsütmesidir. Diri bir kalb, uyanık bir gönül olmadan bugün sünnet çizgisinde İslâmî hayat zor yaşanır.
Tarikatta seyr u sülûkünü tamamlamamış birinin birden fazla mürşide bağlanması iyi karşılanmaz. Çatal uçlu kazık nasıl yere girmezse, birden fazla mürşide bağlanan insanın kalbinde sevgi bölüneceğinden istifade zorlaşır. Çünkü mürşidlerdeki meşreb ve irşaddaki üslûb farkı, ister istemez bir kıyaslama yapmayı gerektireceği için feyze engel olur. Ancak seyr u sülûkünü tamamlamış kimselerin bir başka şeyhe intisabında mahzur yoktur. İlk şeyhe tarikat şeyhi, ikincisine teberrük şeyhi denilir. İlk intisabda giydirilen hırkaya tarikat hırkası, seyr u sülûkün tamamlanmasından sonraki intisabda giydirilen hırkaya “hırka-i teberrük” denir. Bir de ilmî intisab vardır ki, bu da ya vefat etmiş bir şeyhe eserlerini okuyarak olur, ya da hayatta olan bir mürşidden ders okumak suretiyle seyr u sülûke girmeden olur.
Allah Taâlâ ile olan ahitlerine tam riâyet müridin hâli olmalıdır.
Zahir ulemasına göre dinden irtidat ne ise, sûfîlere göre de müritlik yolunda ahdi bozmak odur. Müridin mümkün mertebe kendi iradesiyle Allah Taâlâ ile (şu kadar nafile ibadet edeceğim, diye) muahede yapmaması icap eder. Çünkü şeriatın lazım ve mükellef kıldığı hususları hakkıyle yerine getirmek dahi kulun bütün gücünü harcamasını icap ettirir. (Muahede ile vacip kılınacak nafile ibadetler nasıl eda edilecektir?). Allah Taâlâ bir kavmi vasfederken: “Kendilerine farz kılmadığımız bir ruhbanlık icat ettiler, sırf Allah rızâsı için icat ettikleri bu ruhbanlığa hakkıyle riâyet edemediler.” (Hadid, 57/28) buyurmuştur. (Mürit şeriatın mükellefiyetlerini en mükemmel şekilde yerine getirmek için bütün gücünü harcama işini bir yana bırakarak irâdesi ile kendisini tarikata ait mükellefiyetler altına sokmamalıdır. Eğer bu nevî mükelle¬fiyetlerin altına girer ve sonra da bunları ifâ edemezse, bu bir nevî ruhbanlık olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir