RUFÂİ TARİKATININ BELİRGİN ÖZELLİKLERİ 1

Rufailiği, dolayısıyla Seyyid Ahmed-er Rufaî (k.s.) Hazretleri’nin tavsiyelerini, nasihatlerini, Allah (c.c.)’ın ve Resûlü (s.a.v.)’nün emir ve yasaklarını işleyişini, bunları en etkin şekilde büyük kitlelere asırlar boyunca, hatta günümüze kadar yaşatılıp mükemmel bir kul, samimi bir ümmet nasıl olunur? Rıza-i İlahî nasıl kazanılır, şefaat-i Muhammediye nasıl hak edilir? Yöntemini, Allah ve Peygamber sevgisini ve onlar tarafından sevilmenin metodunu anlatmak hatta ve hatta O’nun dilinden anlatmak gerekir.
İkincisi:
Bizler, bugün O büyük kaynağın neresindeyiz? Dünyamızın birçok bölgesinde O büyük ab-ı hayattan beslenen insanlar olarak Rufailiği temsil eden cemaatler bulunmaktadır.
Bir ulu çınar ağacının kökleri ne kadar derine kök salmış ise, dalları da gökyüzünde o kadar geniş yer tutmaktadır. Bizler, o ulu çınarın gövdesinden uzanan dalların birer filizi gibi taptaze ve yemyeşil; gelecekte de yeni filizler vermek üzere O’nu en iyi şekilde temsil ederek tarih sahnesinde yerimizi almak, hoş bir seda bırakmak istiyoruz. Bu veçhiyle cemaati ve metodunu anlatmaktır.
Bir Hadis-i Şerifde, Hz.Peygamber (s.a.v)Efendimiz; “Bildiği ile amel edene Allah (c.c.) bilmediği âlemin ilmini ihsan eder.”             “Âlimler varisleri oldukları nebilerin yolunu göstermekle mükelleftirler.” Bu husustaki meşhur başka bir hadiste “ Alimler, nebilerin varisleridirler.” Buyrulmuştur. Başka bir Hadis-i Şerifte:

hlıjkvık

“Her kim ilim tahsili için bir yola sülûk ederse, bu yüzden Allah-ü Teâlâ ona cennete girecek yolu kolaylaştırır.” (Riyaz’üssalihin C:5 S.140 H:1386)
Görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz ilim tahsili için de bir yol tutulmasını tavsiye buyurarak teşvik etmiştir.
Her Tarikatın kendine has özellikleri mevcuttur. Rufaî Tarikatının diğerlerinden farklı yönlerini ve aynı zamanda günümüzdeki icraatını belirtmekte fayda görüyorum. Bir üst paragraftaki hadislere işaret edilen mana da böylelikle anlaşılmış olacaktır.
Her şeyden evvel, Rufai Tarikatı bir ehl-i sünnet Tarikatıdır. Kuruluşundan günümüze kadar Şer-i Şerife uygun bir tarzda İslâm’a hizmette bulunduğunu ilgili tarih kitapları zikretmiştir. Risalemizin çapının küçük olması nedeniyle burada ayrıntılara girmeyeceğiz. Ayrıca tatmin edici örnekleri hazırladığımız elli soruya elli cevap kitapçığında inceleyeceğiz.
Rufaî Tarikatını anlayabilmek ve her yönü ile nigâhban olabilmek için Seyyidimiz Ahmet-er Rufaî (k.s.) Hazretlerinin kendisini ve yaşayışını tam anlamak bilmek ve O’nun gibi yaşayabilmek, bizim alışmış olduğumuz kalıplar içerisinde sunmak kolay değildir. Bununla beraber, onu anlatabildim deme bile kâbil değildir.
Yanlış anlaşılmaması için şunu da belirtmek gerekir. Veliyullahın üstünlüğü, Peygamberlerin getirmiş oldukları şeriata ittiba ettikleri nisbette ölçülü hareket etmişlerdir..
Çünkü sır şeriatın dışında değil ancak ondan içerdedir. Dışına taşmamaya gösterilen gayret nisbetinde o kendi özündeki hakikatle insanı kuşatır.
Bundan dolayıdır ki Rufaî Tarikatı, kuruluşundan bu yana hususiyetini muhafaza ede gelmiştir. Aksi halde Kur’an’ ve sünneti aşmak, insanın yolunu şaşırmamasıdır. Rufaî Hazretlerinin lisanıyla“ deryada boğulmak” demektir.
Evet, Rufaî Hz.leri fakîh idi, seyyid idi. İltifat-ı nebevîye’ye mahzar idi. Peygamber Efendimizin iltifatına nasıl mahzardır? diyeceksiniz..

555 Hicrî (Miladi 1160) tarihinde Doksan bin hüccacın gözleri önünde cereyan eden bir hadise size bu gerçeği gösterecektir.

Dünyanın muhtelif yerlerinden insanlar, ziyaret için Ravza-ı Mutahhara’ya toplanmışlardır. Bu esnada derinden gelen bir inilti şöyle terennüm ediyordu:
Fiyhâletilbu’di ruhu küntu ursilihe
Tukabil-ul arda inni vehiye naibeti
Vehezihi devlet-ül eşbehu kadhaderat
Femdut yemiyneke keytahza biheşefeti..
“Arada uzak mesafeler varken saygıyla elinizi öpmek için vekâleten ruhumu gönderir idim. Şimdi ise cismanî varlığını görmek gözle nasip oldu. Mübarek elini uzatasın ki şu hasretli dudaklarım haz ve sevinçle dolsun.!”
Nefesleri kesecek bir hadise, elektriklenmiş vücutların derin bakışları utulmayacak bir tabloyu seyrediyordu.
Bunun üzerine Nebiler nebisinin mübarek eli nuranî cismiyle Merkad-i şerifinin altından uzandı. Ve Rufaî Hz. O yılki hacılardan çokça kalabalık şahitler huzurunda onu öptü. Yeri ve göğü velveleye boğmuş bir halde sarhoş bakışların önünde Seyyid Rufaî (k.s.) mübarek başını Ravza-i Mutahhara’nın eşiğine koyarak “Bu mukaddes eşiğe yüzümü koyuyorum, beni çiğneye çiğneye geçiniz.” Bunun üzerine alimler, arifler başka kapılardan çıtılar, Müridan kendisinden geçti Ellerine o anda ne geçti ise vücutlarına sokmaya başladılar. Çivi, şiş, bıçak, kama vs. neye ve nereye rastlarlarsa sapladılar.
Bir kısım müptedi ise O’nu çiğneyerek çıkarlarken büyük Veli şöyle diyordu:
-“Allah’ım manevî gücümü, îmanımı zât’ı Ecelli-Âla’na ve bilgimi de peygamberine karşı arttır. Bu hali yoluma bir hüccet kıl..”
Bu hadiseye Abd’ülKadîrGeylanî (ks.) CenabZağferanî, Şeyh Adi b.Müsafi., Şeyh ve AliyyulHeytib.Kays, Şeyh Ali b.Umeys, Şeyh Ali Taberişahid olmuşladır.
Bu vak’a o kadar doğrudur ki, bir çok ulemanın şu şekilde bir fetva vermesine sebep teşkil etmiştir.:
“-Her kim bu kerameti inkâr ederse .. delâlete düşer ve sapar”
Bu vak’a aynı zamanda dönemin Tasavvuf akımları arasında büyük dalgalanmalara yol açtı. Bu olay üzerine pek çok şeyh dergâhını kapatıp Ahmed-er Rufaî ‘ye mürid olarak geldi. Seyyid ile aynı yıllarda yaşamış Gavs’ul Azam Abdulkadir Geylanî (Ks.), O’nu evliya üzerine hüccet-i ilahî olduğunu söyledi.
Ahmed_er Rufaî’nin haline nigahban olan Abdulkadir Geylani hazretleri O’nu en güzel şekilde tarif ediyordu. “Ashab-ı Güzin Al-i Beyt-i Rasûl-ül Emin ile cümlesi müçtehidin hazeratından maada tabakat-ı evliyada Ahmed-er Rufaî mertebesine kimse vâsıl olmadı”. Buyurdukları mervîdir..
Sahihi rivayetlerle anlatılan şu vakıa O’nun ve O’nun yolunda gidenlerin sahip oldukları büyük nimet ve müjdeyi belirgin bir şekilde ifade etmektedir.