Râbta-i mevtin gayesi ve yapılış keyfiyeti

Râbıta-i mevtin gayesi özetle; kalbi yumuşatmak, kalbdeki sevgiyi geçici dünya nimetlerine değil bâki olan Allah’a ve O’nun razı olduğu şeylere çevirerek nefsin ibret almasını temin etmek, tûl-i emeli kırmak, gafleti dağıtmak, tevehhüm-i ebediyete engel olmak, ihlâsı kazanmak ve tevbenin sürekliliğini sağlamaktır.

Zikredilen gayelerle müracaat edilen râbıta-i mevt özellikle tasavvuf ehli tarafından şu şekilde yapılmaktadır:

“Mürşide yaptığı râbıtayı bitirdikten sonra mürid şöyle düşünür: Sanki bana ağır bir hastalık çöktü, duyan geldi, eve insan yığıldı. Kimi bana okuyor, kimi ilâç yapıyor, kimi de ağlıyor. Ben ise can çekişiyorum, birden canım çıktı. Cenaze yıkayanlar gelip beni soydular, yıkadılar, kefene sardılar, tabuta koydular musallaya getirip cenaze namazımı kıldılar ve beni kabre koydular. Ben ise kabirde yalnızım ve kendi kendine soruyorum: ‘Ben neredeyim?’ Yine kendim cevap veriyorum: ‘Mezardayım.’  Mezarda olan ise dünyaya dönemez…”

 

Görüldüğü gibi tasavvuf ehli râbıta-i mevt sırasında kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül etmiş; yıkanıyor ve kabre konuyor olduklarını farz etmiş; düşüne düşüne, nefs-i emmârenin o tahayyül ve tasavvurdan etkileneceğine ve uzun emellerinden bir derece vazgeçeceğine inanmış ve râbıta-i mevti bu şekliyle uygulamışlardır.

Bu uygulamada, âkıbeti düşünmek suretiyle hayalen gelecek zamanı hâle taşımak ve istikbalde vuku bulacak hâdiselerin o ânda cereyan ettiğini farz etmek esastır. Bununla ölüm düşüncesine yoğunlaşmak ve bu sayede nefsi öleceğine ikna etmek; bunu sık sık tekrar ederek onu ölüm fikrine iyice alıştırıp tûl-i emelin önünü almak hedeflenmektedir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir