Râbta-i mevt:

Verilen kelime tarifine göre râbıta-i mevt, ölümle münasebete geçmek ve bağ kurmak demektir. Soyut bir keyfiyete sahip ölümle bağ kurmak, ancak onu düşünmek, âdeta onunla bütünleşmekle mümkün olabilir. Onun için râbıta-i mevte, tefekkür-ü mevt ya da tezekkür-ü mevt de denilmiştir. Nitekim Efendimiz (sas) de, ölümü kastederek “Lezzetleri yakıp yıkan yani acılaştıranı çokça zikrediniz.” buyurarak her müminin ölümle sık sık bu münasebeti kurmasını emretmiştir.

Bir ıstılah olarak râbıta-i mevt tabiri, ölümü sürekli hatırda tutmayı, bir ayağı öbür âleme atmışçasına ötelerle irtibat hâlinde bulunmayı, bu dünyanın bir misafirhane olduğunu düşünerek ebedî saadeti kazanma gayretiyle yaşamayı ve tûl-i emelden kurtularak büyük bir alâka ile ahiretin yamaçlarına yönelmeyi ifade etmektedir.

Bu anlamda şu hadîs-i şerîfi zikredebiliriz:

Abdullah b. Mesud (ra) anlatıyor:

“Efendimiz (sas), ‘Allah’tan hakkıyla hayâ edin’ buyurunca,

– ‘Ey Allah’ın Resulü, Allah’a hamd olsun biz Allah’tan hayâ ediyoruz, (ettiğimizi düşünüyoruz)’ dedik.

O ‘hayır, zannettiğiniz gibi değil’ buyurdu ve şunları ekledi:

‘Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, senin baş ve başta bulunanları (dil, göz, kulak, beyin vs.), karnı ve ilgili olanları (yenilen-içilen şeylerle birlikte her türlü arzu, şehvet vs.) koruman; ölümü ve kabirde bedenin çürüyüp dağılması dâhil, ölüm sonrasını düşünmendir. Ahiret saadetini isteyen dünyanın geçici güzellik ve lezzetlerini de terk eder. İşte kim böyle yaparsa Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”

Kur’ân-ı Kerîm de hemen her münasebetle ölümü ve ölüm ötesini hatırlatmakta;

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ

“Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Âl-i İmrân, 3/185)

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَاٸِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

“Senden önce hiçbir insana dünyada ebedî hayat nasip etmedik. Sanki sen ölsen, onlar ebedî mi kalacaklar! Hayır, her nefis bilerek veya bilmeyerek ölümü tadıp-durmaktadır. Biz, sizi bazen şerle, bazen de hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirilirsiniz.” (Enbiyâ, 21/34);

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

“Yeryüzünde bulunan her varlık fânidir.” (Rahmân, 55/26).

اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ

“Hiç şüphe yok ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra da büyük duruşmanın olacağı kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizle davalaşacaksınız.” (Zümer, 39/30-31)

Gibi âyet-i kerîmelerle dünyanın geçiciliğini, büyük bir mahkemenin insanları beklediğini ve ahiret hayatının ebedî oluşunu vurgulamaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir