Rabıtadan Gaye ne Olmalıdır. ?

Mürşidin sûretini hatırlamaktan maksat, Allah(c.c.)ve Rasûlü ’nün (s.a.v.) ahlakıyla ahlaklanmaktır. Rabıta, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve Allah (c.c.)’ımızın muhabbetinde yok olmaktır.

Esad-ı Erbili (k.s.): “Rabıta hâlinde bir mürid,’nin sadrından yukarısını yeşil bir nur hâlinde görünce: “Bu hâl fenâ fir’-Rasûl (Rasûlullah’ın aşkında yok olma) hâlidir.” buyururlar.

                 Ğaybet

Kendisini, su üstünde saman çöpü veya ağaç yaprağı gibi, seccade üzerinde kaybolmuş bir vaziyette bilmektir ğayb hâli. Bir derviş rabıta yaparken, ğaybet hâli zuhur edince, Şah-ı Nakşbend (k.s.): “Bize rabıtayı bırak, yedi kat semayı yok bilerek gönlünü, Arş-ı Azam’a aç.” der. Bu kelamla o dervişin, fenâ fi’llah (Allah’ın muhabbetine kavuşma) saadetine erişeceğini müjdeler. Cenâb-ı Hakk’ın Musa (a.s.)’ya konuştuğu gibi:

 

اِرْجِعٖى اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً  يَا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

وَادْخُلٖى جَنَّتٖی فَادْخُلٖى فٖى عِبَادٖی

“Ey Rabbine itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut edici, (O’na teslim olup, O’nu görüyormuş gibi ibadet eden, ihsan sahibi bir mü’min olarak) hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Ve (Şeytanın hilesine aldanmayan, ihlaslı, samimi kullarım arasına girerek) Cennetime gir.” (Fecr: 27-30)

Mürşid-i Kamil, muazzam bir nur olarak tasavvur edilir. Arş-ı Âzam olan kalb-i saadetlerinin altına kalp, bu dünyanın genişliğinde bir kap şeklinde düşünülerek konur. Sâlik, “Ya Rabb! Füyuzât-ı İlâhîni, üstazımın gönlünden, benim kalbime lutfet.” diyerek, en az on-on beş dakika kadar tefekkür eder.

Sâlik; Allah’ın feyzinin, rahmetinin, bereketinin, lütuf ve inayetinin, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kalb-i saadetlerine, oradan da yarım hilal şeklinde tasavvur edilen mânevî halkanın en sonunda oturan Mürşid-i Kâmil’in kalbine aktığını farz ederek, gönlünü İlâhî çeşmeye açar.

Esad-ı Erbili (k.s.), kişinin kalp arsasına feyzin gelebilmesi için gerekli şartları şu şekilde sıralar:

            -Dînî emirlere sıkı sıkıya bağlılık. 

            -Dünyanın gereksiz süsüne değer vermemek.

            -Kalbi isyanla kararan münkirlerin inkarından uzaklaşmak.”

           – Dilini gıybetten, namusunu haramdan korur.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir