Halvet (Uzlet) ve Çile (Erbain)

Halvet, lügatte yalnız kalma, sevgiliyle başbaşa olma demektir. Tasavvuf ıstılahında, tarikata giren bir müridin muayyen bir zaman sonra şeyhinin emriyle insanlardan uzaklaşarak, tekkelerin çilehâne veya halvethâne denilen özel bir bölümünde inzivâ hayatı yaşaması, kendini Hakk’a vermesidir. Halvetin gayesi kalbden mâsivâyı çıkarmaktır; gönlü ağyardan temizlemek, Hakk’ın sayısız nimetlerini düşünüp kendinden geçmektir. Sevgilisine tutulan âşıkın ten¬halara kaçması ve onun düşüncesiyle yeme, içme ve uykudan kesilmesi gibi, Hak yolcusunun yalnızlığı seçmesidir.
Halvetle uzlet yakın anlamlı kelimelerdir. Ancak uzlet daha genel, halvet ise daha özel anlamlıdır. Uzlette süresi ve sebebi belli olmayan bir yalnızlık ve halktan uzaklaşma vardır. Halvetteki yalnızlık ise sürelidir. Bir başka ifade ile uzlet, maddî varlık olarak insanlar arasından uzaklaşmaktır.
Çile, Farsça “çihil” (kırk) kelimesinden alınmış, Arapça “erbaîn” karşılığı olan ve “halvet” anlamına kullanılan tasavvufî bir terimdir. Müridin fıtratındaki sivri noktaları törpülemek için yapılan fiilî sabır telkini şeklinde bir alıştırmadır.
İnsanda kötü huy ve mezmum sıfatların kaynağı sayıi nefsin terbiye ve tezkiye edilmesi hususunda başvurul riyâzat ve mücahede yollarından biri de “çile” ve “erbaîn” denilen halvet usulüdür. Halvet, tarîkate intisab eden sâli” muayyen bir zaman sonra şeyhinin gözetiminde tenha, karanlık bir yere (halvet-hâne) çekilerek az yemek, az uyuma suretiyle devamlı ibadet ile meşgul olmasıdır. Halvetin süresi tarîkatlere göre üç gün, kırk gün, ya da binbir gündür; En yaygın süre kırk gündür.
Halvet ve çilenin kırk gün olmasının, mutasavvıfla göre Kur’an ve Sünnet’ten bir takım mesnedleri vardır. Nitekim Hucvirî Keşfu’l-Mahcûb adlı eserinde bu kırk gün lük sürenin Mûsâ (a.s.) ile ilgili şu âyete istinad ettiğini söyler: “Mûsâ ile otuz gece (bana ibadet etmesi için) sözleşti” ve bu otuz geceye on gece daha kattı.” (A’raf:7/142) Sühreverdî ise bu âyetten başka şu hadisi de çileye delil sayar: “Kırk gün Allah için ihlâsla amel edenin kalbinden diline doğru hikme pınarları akar.” (Keşfu’l-hafâ, II, 224 (2361) Mutasavvıflardan bazıları çile ve halvet ile Peygamberimizin, peygamberliğine tekaddüm eden günlerde Hira-Nûr dağındaki hayatıyla bir ilgi kurmak istemiş¬tir. Çile ve halvet ile îtikâf arasında da bir benzerlik söz ko-nusudur.
Halvetten gaye kalb evini mâsivâdan temizlemek Hakk’m sayısız nimetlerini düşünerek gönül halvethâne sine Mevlâ’yı koyup, kesrette vahdeti müşahede-etmektir.
Halvet ve çile, riyâzat ve mücahede ile iç içe olduğun¬dan, çilesini seyahatla tamamlayan ve ömrünü çile ile geçi¬ren mutasavvıflar eksik değildir.
Tasavvufî kaynaklarda halvet ve çileye ilk devirlerde itibaren yer verilmiş, Gazzâlî ve benzeri mutasavvıflar, uz¬let ve halvetin fayda ve zararları konusunu büyük bir titizlikte tespite çalışmışlardır.
Gazzâlî, halvet ve uzlet sayesinde kişinin dile ait afetlerden uzaklaşacağını; kalbin riya ve sum’a gibi manevi hastalıklardan korunacağını, zühd ve kanaat alışkanlığı kazanacağını; kişnin kötü kimselerle ülfet etmekten korunacağını; ibadet ve zikre ayrılan zaman artarak insanın belli bir itminana ereceğini; kin ve düşmanlık duygularının son bulacağını ve Allah’a yakınlık ortaya çıkacağını ifade etmektedir.
Çile esnasında mürid, şeyhi tarafından pek çok sınamalardan geçirilir ve bu suretle nefsin ıslahına çalışılır. Çile bütün tarikatlarda şeyhin denetiminde ve belli şartlara uyularak yapılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir