EVRAD NEDİR ZİKİR İLE EVRAD ARASINDAKİ FARK?

Îtiyad, alışkanlık hâlinde nâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbîh ve duâlara vird (çoğulu evrâd) denilir.

İmâm-ı Gazâlî; “Duâ, zikir, Kur’ân-ı kerîm okuma ve tefekkür (mahlûklardaki ve kendi bedenindeki ince sanatları, düzenleri, birbirine bağlılıklarını düşünerek, Allah’ın büyüklüğünü anlaması, insanın günâhlarını hatırlayıp, bunlara tövbe etmesi lâzım geldiğini ibadetlerini ve tâatlerini düşünerek bunlara şükretmesi gerektiğini hatırına getirmesi), sabah namazından sonra, âhiret yolcusu kulun virdi olmalıdır.” demiştir. Yine İmâm-ı Gazâlî; “Okunmalarında fazîlet olduğu bildirilen bâzıâyet-i kerîmelerivird edinip, okumak da müstehabtır. Fâtihâ, Âyete’l-Kürsî ve Bekara sûresinin son iki âyeti (Âmener-Resûlü) bunlardandır. Kaylûle (öğleye doğru bir mikdâr uyumak da) gündüz virdlerindendir.” demiştir.
Mâlik bin Dînâr ise şunları söylemiştir: “Bir gece uyuya kaldım ve evradımı yerine getirmedim. Rüyâmda birisi karşıma çıktı ve, okuryazarlığın var mı? dedi. Var, dedim. Şu yazıyı okur musun? dedi ve elime bir kâğıt parçası verdi. Kâğıtta; “Dünyânın geçici ve aldatıcı nîmetleri, ölümsüz olarak yaşayacağın Cennet’in zevk ve safâsından seni alıkoymuştur. Yâni geçici olarak zevk aldığın bu uyku, ebedî seâdetine yarayacak ibâdetine mâni olmuştur. Uyan, namaz kıl ve Kur’ân-ı kerîm oku. Zîra bunlar, uykudan hayırlıdır.” yazılıydı.”

Evrad u Ezkar Hakkında Orjinal Tesbitler

Hakka hizmet yolunda vazgeçilemeyecek bir enerji kaynağıdır evrad-u ezkar… O tebliğ insanının dolma, şarj olma ameliyesinin en verimli kaynaklarındandır. Kovasını bu kaynaklara doldurma bahtiyarlığına eren talihli gönüller şeytanın ve nefsin hücumlarına karşı, eminler emini olan Rablerinin himayesine sığınmış, hafız-ı hakiki olan Allah azze ve celle’in daire-i kudsiyesine girmiş olurlar.
Ahirzaman hizmetlerinde evrad-u ezkar kesinlikle ihmal edilmemesi gereken varidat kaynaklarıdır :
* “Gece evrad-u ezkar, sabah ve kayluleden sonra kitap okumalı.”
* “Alnı secdeden kalkmayan, evrad düşkünü, gözü yaşlı bir nesil olmalıyız.”
* “Evradın olgunluğu ikindi ile akşam arasındadır. Evradın kudsiyeti akşam ile yatsı arasındadır. Evradın nüfuz ve müessiriyeti seher vaktindedir.”
* “Şayet gençlik evrad-u ezkar mahrum bir halde yetişirse, hizmet ve inkişaf eski yazını kaybeder. Zira tazarru ve niyaz olmayınca benlikler hortlar ve kalbler kaskatı kesilir.” Vehbi Yıldız
* “Evrad u ezkar, dua ve nafile namaz gibi ibadetler sürekli olarak ve ısrarla yerine getirilmeli ki, bizde ikinci bir fıtrat hasıl etsin.”
* “Herkesin hizmet içindeki temsil durumuna göre evrad u ezkarı olmalı.”
* “Mutlaka herkesin evrad u ezkara ayıracağı bir zamanı olmalı ve o bu konuda hiçbir mazeret ileri sürmemelidir.”
* “Yolda okunan evradlar kalbi temayülleri baskı altına alır sizi muhafaza eder.”
* “İbadet ü taat, teheccüd, evrad u ezkarı insanı olma öyle tesirlidir ki, 50 tane kitap okusanız o kadar tesiri olmaz.”
* “İnsanın en faziletli hali Rabbine karşı dua ve niyazda olup Hazreti Peygamberden (aleyhissalatu vesselam) gelen evrad u ezkarla meşgul olduğu halidir.”
* “Gece kalkıp bir iki saat ibadet, Kur’an-ı Kerim’i evrad yapmıyorsanız ikilem içindesiniz demektir. Sizin asıl heyecanınız evde o seccade üzerindeki hayatınızdır.”
* “Dini şevk ve heyecanımızın devamı için evrad-u ezkar çok önemlidir.”
* “Kalbi hayat evrad u ezkarla ayakta durur, evrad u ezkarla pervaz eder evrad u ezkarla çiçek açar.”
* “Geceler evrad u ezkarla aydınlanmalı. Tefekkür ve ibadet hayatında derinleşmeli.”
-İbadette Devam Çok Önemlidir-
“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”
Konuyla ilgili bazı rivayetleri verdikten sonra, çıkarılan hükümleri kısaca açıklayacağız: (Hadis için bkz. Buhârî, İman 32; Müslim, Müsafirîn 215-218, Münafıkın, 78)
Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”
“Allah katında amellerin en makbul olanı hangisidir?” diye sorulunca: Peygamber Efendimiz: “Az bile olsa devamlı olanıdır.” buyurmuşlar.
Hazreti Âlkame şöyle demiş: Müminlerin annesi Hazreti Âişe’ye sordum; Resûlüllah’ın günlerden birine özel yaptığı bir şey var mıydı?” Âişe, şu cevâbı verdi: “Hayır! Onun ameli devamlıydı. Resûlüllah’ın yaptığı şeylere hanginiz güç yetirebilir ki.”
Başka bir rivayette Peygamber Efendimiz: “Allah Teâlâ’ya amellerin en makbulü, az da olsa en devâmlısıdır.” demiştir.

Bu ve buna benzer rivayetlerden çıkarılan bazı hükümler:

1- Hadîs-i şerif, muhtelif rivayetleri ile ibadette iktisat gerektiğine delildir. Ve yalnız namaza özel olmayıp, bütün hayırlı amelleri içine alır. İbadette iktisat, devam edebileceğini yapmaktır. Nitekim Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) ’in:
“Ey cemâat! Siz gücünüzün yettiği işlere bakın” (Müslim, Müsafirin, 215) buyurması da bunu gösterir. Gücünün yetmesinden maksat, zarar gelmemek şartıyla devamlı yapmaktır.
2- Hadîs-i şerif, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetine karşı beslediği kemâl-i şefkat ve merhamete delildir. Çünkü ümmetini onların en çok işine yarayan amellere yâni elemsiz, kedersiz devam edebilecekleri ibâdetlere irşat buyurmuştur. Böyle ibâdetleri ise kalb daha büyük bir neşe ve inşirahla yapar, ibâdet de tam olur. Meşakkatli ibâdetleri yapmak böyle değildir. Onlar dâima bırakılmağa yahut güç hâlle; isteksiz yapılmağa müsaittir. Bu şekilde yapılan ibâdetin ise birçok hayır ve sevabı zayi olabilir. Bundan dolayıdır ki Hazreti Abdullah b. Amr (radiyallahû anh) vaktiyle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisine ibâdeti hafif tutması hususunda vermiş olduğu ruhsatı kullanmadığı için âhir ömründe pişmanlık duymuştur.
3- Hadîs-i şerîf ibâdete devamı teşvik etmektedir. Ve anlaşılıyor ki sürekli yapılan az ibâdet, bir müddet sonra kesilen çok ibadetten daha hayırlıdır. Çünkü sürekli yapılan ibâdet, az bile olsa Allah’a itâat, zikir, murakabe, niyet ve ihlâsı devam ettiriyor demektir. Bu devam sayesinde az amel devam etmeyen çok ameli kat kat geçer.
4- Bu ve buna benzer rivayetler, farz ve vacip olmayan ibadetler için geçerlidir. Çünkü farz ve vacipleri her müslümanın zamanında yapması gerekir.
Kûtu’l-Kulûb sahibi Ebû Talib el-Mekkî, vird hakkında şu bilgiyi vermektedir: “Vird, gece ve gündüzden kula uğrayan ve kulun Allah’a yakınlığını sağlayıcı bir faaliyet için ayırmış olduğu belli zaman dilimlerinin adıdır. Ahiret’te karşısına çıkması için bu vakitte güzel ameller işler. Bu ameller ya farzdır ya da nafiledir. Gece veya gündüzün bir vaktinde bunları yapmayı itiyat hâline getirince bu onun virdi olmuş olur. Vird, dört rekatlık bir namaz veya okunan bir kaç sayfa Kur?ân ya da iyilik ve takvada birine el uzatıp yardım etmek ve benzeri amellerdir. Dolayısıyla, belirlenip devam edilen amele vird denir.
Günlük evrâd üzerinde hassasiyetle duran kesim, en başta tasavvuf ehlidir. Kuşeyrî’nin verdiği bilgiye göre Nasrâbâzî, tasavvufun vazgeçilmez esaslarını sıralarken “vird ve zikre devam etme” maddesini ilave etmiştir. (Kuşeyrî, 173) Aziz Nesefî (700/1300) de, tasavvufî hayatın sekiz edebini sayarken, belli vakitlere tahsis edilen evrâdı ihmal etmemeyi, özellikle tavsiye eder. (Cilî, 181)
Yolculuk gibi sıkıntılı zamanlarda, bekârın evliliğinden sonra, hattâ cephede ve ölüm yatağında dahi günlük evrâdı terk etmemeye özen gösteren sûfîler, feyzin gelmesini belli dualara bağlamışlar, “virdi olmayanın varidi olmaz” demişlerdir.
Evrâdın, tasavvuf yoluna girmiş müridin kabiliyet ve ruhî durumuna göre tesbit edilmesi, en önemli noktalardan birisidir ve mürşidin görevleri arasındadır.
“Bil ki, Âhiret yolcusu olup Allah için çalışan kimse bu altı durumdan birinde bulunur,” diyerek, bu sınıfların virdlerinden söz eder. Ona göre âbid, bütün gününü değişik ibadetlerle geçirmelidir. İlim adamının her türlü ilmî faaliyeti, farzları ve farzlara tabi sünnetleri yerine getirmesi şartıyla, en yüce ve makbul evrâdı oluşturur. Öğrenci için ilim öğrenmek, zikir ve nafilelerle uğraşmaktan önce gelir. İşçinin çalışması, zenaatkârın iş üretmesi de onların evrâdı cümlesinden sayılır, elverir ki farzları ve onlara tabi olan sünnetleri kaçırmasınlar. (Gazalî, 1:450)
Evrâdla ilgili vurgulanması gereken noktalardan birisi de, mürşidin kontrolünde vird edinmenin, tasavvuf yoluna intisap etmiş olanlara has olduğu gerçeğidir. Bunun dışında kalanlar, Kur?ân ve Sünnet’in gösterdiği genel çerçeve içinde, bir mürşide intisab etmeden de vird edinme imkânına sahiptirler. Hattâ bunun, her Müslüman için bir gereklilik olduğunu söylemek de mümkündür.
Hadis âlimlerinden Abdüssamed ibn Süleyman, bir hatırasında şunları anlatır: “Ahmed ibn Hanbel’e misafir olmuştum. Odama su koydu. Sabahleyin suyu kullanmadığımı görünce “Virdi olmayan nasıl hadisçi olabilir?” diyerek hayretini ifade etti. Misafir olduğumu söyleyince, “Misafir ol! Mesruk hacca gelmişti, o da misafirdi, ama geceleri sadece secdede uyurdu.” dedi.
Tarikat şeyhi olmamasına rağmen, engin bir manevî hayat yaşayan Bediuzzaman Said Nursî, istisnasız her gece virdini okuyunca, günlük çalışmalarının verdiği usanç ve yorgunluktan bir eser kalmadığını ve bunu yüzlerce defa müşahede ettiğini ifade eder.
Said Havva, ortalama bir virdi “gece ibadeti, farzları cemaatle kılma, kuşluk ve revatip sünnetlerini kılma” şeklinde açıklarken (Havva, 170), Fethullah Gülen Hocaefendi de, evrâdı terk etmeyi içte bozulmanın alâmeti sayarak şöyle der: “İçte değişikliğe uğramanın bir diğer emaresi de, evrâd u ezkârı ve günlük hizbimizi okumayı, değişik sâiklerle de olsa terk etmektir. Dine hizmet ediyoruz, koşturuyoruz diye evrâd u ezkâr rafa konmuş durumda. Oysa ki, Tabiûn ve Tebeu’t-Tabiin’e baktığımızda, her türlü vazife ve sorumluluklarının yanında evrâdı hiç terk etmediklerini görüyoruz.”

Evrad-u ezkar, Hakka hizmet yolunda vazgeçilemeyecek bir enerji kaynağıdır.

O tebliğ insanının dolma, şarj olma ameliyesinin en verimli kaynaklarındandır.
Kovasını bu kaynaklara doldurma bahtiyarlığına eren talihli gönüller, şeytanın ve nefsin hücumlarına karşı eminler emini olan Rablerinin himayesine sığınmış girmiş olurlar.
Ahirzaman hizmetlerinde evradu ezkar kesinlikle ihmal edilmemesi gereken varidat kaynaklarıdır.
Evradu ezkar, dua ve nafile namaz gibi ibadetler sürekli olarak ve ısrarla yerine getirilmeli ki,
bizde ikinci bir fıtrat hasıl etsin.
Mutlaka herkesin evrad-u ezkara ayıracağı bir zamanı olmalı
ve o bu konuda hiçbir mazeret ileri sürmemelidir.
İnsanın en faziletli hali Rabbine karşı dua ve niyazda olup Hz.peygamberden gelen evrad-u ezkarla meşgul olduğu halidir.
Gece kalkıp bir iki saat ibadet, K.Kerim evrad yapmıyorsanız ikilem içindesiniz demektir.
Sizin asıl heyecanınız evde o seccade üzerindeki hayatınızdır.”
“Dini şevk ve heyecanımızın devamı için
evrad-u ezkar çok önemlidir.”
“Geceler evrad-u ezkarla aydınlanmalı.
Tefekkür ve ibadet hayatında derinleşmeli.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir