Bediüzzaman’a göre râbıta-i mevt

Üstad Bediüzzaman da eserlerinde râbıta-i mevte geniş yer vermekte, hayatının dönüm noktalarında müessir olduğunu ifade etmekte ve kısaca “ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmak” şeklinde tarif etmektedir.

Bilindiği gibi Üstad’ın nazarında ihlâs en önemli meselelerden birisidir. O, ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebinin râbıta-i mevt olduğunu ise şu sözleriyle açıklamaktadır:

“İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, râbıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yani ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır.”

Râbıta-i mevti kendine yoldaş ettiğini söyleyen Bediüzzaman’a göre bu râbıta, farazî ve hayalî bir surette, âkıbeti düşünerek geleceği şimdiki zamana taşıma şeklinde yapılmamalı; belki ölüm hakikati iyi kavranarak içinde bulunulan andan fikren gelecek zamana yürümek suretinde olmalıdır. Onun râbıta-i mevt anlayışında, “hakikat noktasında zaman-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek” esastır.

Bu konuda o şöyle der: “Ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîm’in

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ٭ اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ

gibi âyetlerinden aldığı dersle, râbıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emel düşüncesini o râbıta ile gidermişler.  Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer.

Bu râbıtanın faydaları pek çoktur. Hadîste “Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!” diye bu râbıtayı ders veriyor.

Aslında “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Ankebût, 29/57) şeklinde tercüme edilen âyette ‘tatma’ kelimesi ism-i fâildir ve süreklilik belirtmektedir. Dolayısıyla doğru tercüme “Her nefis her ân ölümü tatmaktadır” şeklinde olmalıdır. Biz her ân ölüp dirilmekteyiz.

Üstad, “çok samimi bir kalbin en içli sesi ve hasbî bir gönlün muhasebe terennümü” olarak ifade ettiği bu anlayışına dâir ipuçları vermektedir. Aslında, ölüm, dilini susturduğunda, diline bedel kitabıyla niyaz etmeyi dileyerek ve kabulünü rahmet-i ilâhiyeden recâ ederek bir yakarış şeklinde yazdığı o bölümde, râbıta-i mevt adına bir üslûp da göstermektedir.

O ölümü, fikren geleceğe giderek tadar ve bunu “Kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarıma veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı hâliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim: El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!” sözleriyle ifade etmektedir şeklinde seslendirerek râbıta-i mevti bir yakîn (sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan itikat) meselesi olarak yorumlamaktadır.
Etkili olması için

Hemen her zaman, bir şeyden istenen neticenin alınması onu destekleyen diğer bazı hususların yerine getirilmesine bağlıdır. İşte râbıta-i mevtten hedeflenen neticeye varabilmek için de sağlam iman gelmektedir. Bundan dolayı Üstad, İhlâs Risalesi’nde, râbıta-i mevtten hemen sonra ancak diğer iman esaslarıyla takviye edilmiş bir râbıta-i mevt ve ahiret düşüncesi sayesinde dünyevî arzuların önünü kesmek mümkün olabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir