ZÜHD-Ü TAKVA

ZÜHD-Ü TAKVA

Zühd, Allah (c.c.)’a yönelen kişilerin ilk adımıdır ki takva esasına dayanır. Takva ise hikmetin başı olan Allah korkusundan

ibarettir. Bütün bunların toplanıp düğümleneceği başlıca nokta ise, gelmiş geçmiş ve gelecek, geçecek bütün

insanlığın en şereflisi Resulüllah efendimizin yoluna kendini adamaktır. Bu da:

“Ameller ancak niyetlere bağlıdır” hadisi şerifini uygulamak suretiyle tam bir ihlâs içinde Allah Resulü’nün yoluna

uymakla mümkündür.

Allah’ın Resulü (s.a.v.) amelde yapılan niyetteki İhlâsın lüzumluluğunu şu aşağıdaki hadiste ne güzel izah etmişlerdir:

“Bir adam dünyalık elde etmek için Allah yolunda savaşa gitmek isteyen kişi hakkında Resulüllah Efendimize

bir sual yöneltirler. Allah’ın Resulü (s.a.v.) şu cevabı verirler:

“Sevabı yoktur!” Oradakiler, dehşete kapılıp: “Tekrar sor, belki meramını anlatamamışsındır” derler. Bunun

üzerine adam:

“Ey Allah’ın Resulü, dünya menfaati için Allah yolunda cihada çıkan kişi hakkında ne buyurursunuz?”

diye sorar. Peygamber (s.a.v.) den “Sevabı yoktur!” cevabını alır.

Orada bulunanlar yine dehşete kapılırlar, adama soruyu tekrarlamasını söylerler. Adam, üçüncü defa

olarak yine:

“Ey Allah’ın Resulü! Dünya menfaati için Allah yolunda cihada çıkan kişi hakkında ne buyurursunuz?”

diye sorunca, Resulüllah’tan (s.a.v.): “Sevabı yoktur!” cevabını alır.

(Bu hadisi, kendilerine son derece güvenilen raviler nakledip doğrulamışlardır).

Bu ve benzeri hadislerden anlıyoruz ki, amellerin neticesi, niyetin güzel veya çirkin olmasına bağlıdır.

Yani niyet sağlam olursa amel de sağlam olur. Niyet ihlâstan arınırsa amelin de hiçbir değeri kalmaz!

Öyle ise Allah’a karşı olan davranışlarınızda temiz niyet ve ihlâstan ayrılmayınız. Her davranış ve işinizde Allah’-

tan korkunuz! İnançlarınızı, gerek kitap ve gerekse sünnetteki mütaşabihlerin (1) zahirine uymaktan uzak tutunuz!

MÜTEŞABİH AYETLER:

Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifte bulunan müteşabihlerin zahirine uymak küfürdür. Onun için müteşabihlerde

zahiri anlam üzere inançlara sapmamalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

“İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne aramak (ötekini berikini saptırmak) ve (kendi arzularına göre) teviline

(2) yeltenmekiçin onun müteşabih olanına uyarlar.” (3)

Öyle ise, size ve her mükellefe, müteşabihler hakkında vacip olan, bunların Allah tarafından, kulu ve Resulü

Muhammed (s.a.v.)’e nazil olduğuna inanmaktır. Çünkü Cenab-ı Hak bize bunların tafsil (4) ve tevilini teklif etmemiştir.

Azameti yüce olan Allah şöyle buyurmuştur: “Hâlbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde yüksek payeye

erenler ise: “Biz ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Bunları salim akıllılardan başkası düşünmez.”

Selef âlimlerinden olan takva ehli, bu gibi müteşabihlerin zahiren ifade ettiği anlamlardan Zat-ı Ecelli Ala’yı tenzih

edip, manasını Allah’ın ilmine havale ederlerdi. İşte dinin selameti ancak böyle yapmakla mümkündür!

1 Müteşabih: Gerçek anlamını Allah ve Resulü’nün bilebileceği ayet ve hadisler
2 Te’vil: Söze başka mana verme, akıl ile anlam çıkarma.
3 Al-i İmran: 7
4 Tafsil: Bir şey hakkında etraflı bilgi edinme

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir